“Adana İnsanı Riyakarlığında Bile İçtendir”

0
946

“Ekranın sağ üst köşesine bakın” cümlesi sizin de yüzünüzü gülümsetiyorsa, “güneşe ateş etmek” diye bir terim duyduysanız ve hayretiniz henüz geçmediyse, “yörük” insanın masumiyetine şahit olarak içlendiyseniz; Evet, şimdi size Adana’dan bahsedeceğiz.

zamanın-muhafızıTuti Kitap etiketiyle yayınlanan Zamanın Muhafızı isimli güzel bir eser yazan Süleyman Barış Kartal, aslen Kozan’lı.

Doktorluk mesleğini icra ederken, aklımızın derin noktalarına sorular eken Zamanın Muhafızı ile karşımıza çıkan Kartal, Ülkede Sanat’ın şehir, şehir kültürü üzerine sorularını içtenlikle yanıtladı.

Esprili söylemleri, motto olacak derin analizleri ile bambaşka bir Adana anlatan Kartal’ın sözlerine bir kulak verelim…

– Şehir yaşam üretim üçgeninde kimlikler sizce nerede duruyor?

Nerede mi duruyor? Sanırım yeşile geçemeyen kırmızı ışıkta ya da merdiveni olmayan kitaplığın en üst rafında. Pisliğin ve keşmekeşliğin içinde boğulmuş, doğruyu arayan zavallılar olarak sadece kendi vicdanımıza yönelebiliyoruz. Hangi şehirden bahsediyorsun? İki ayrı coğrafya benim şehrim.

adana-0
Hangisini anlatayım sana. Birinde acı var zorluklar var. İnsan dağılmış orada. Çözülmüş…

Hayâsızlığın uç noktasında kaba bir din kılıfıyla sıvazlanmış, saklanmış ama hep kendini belli etmiş kaçamamış. Diğerinde bir haber tipler hem kendinden hem de yaşamdan. Geliri iyi ya gerisi yalan. Bırak onu oyalansın dursun. Elbet ölecek biliyor ama umurunda mı? Okuyor ama basit ve sığ. Ezbere konuşur, sosyal medyada paylaşır.

Kendimi mi kandırayım seni mi? Ben ne Orhan Kemal’im nede Yaşar Kemal? Ezilen çizilen insanlardan beslenmem ben. Kimden ya da neyden beslenirim onu da bilmem? İçimden gelir, yazar geçerim. Birileri beğensin diye de yapmam ki, sorduğun afili soruya afili bir cevap vereyim.

barış-kartal2
– Yaşadığınız şehirde en sevmediğiniz kısım nedir?

Ağaç yok ağaç… Kuru beton her yer canım. Ne bilim, refüjlere göbeklere lale çiçek dikeceklerine, maydanoz, nane, domates, biber falan ekseler ya. Karnımız doyar hiç olmazsa. Ha bide çok fışkiye var benim kentimde. Onca suyu boşa akıtacağına, köşe başı çeşme yapsana. İçsin çoluk çocuk kedi köpek. Zaten cehennem gibi Adana’m yazları.

– Şehirleşme kültürünün şehirde kendine yer bulabildiğini düşünüyor musunuz?

Valla ben dolmuşa bindiğimde hiç oturacak yer bulamıyorum. Ha bazen buluyorum ama çok sürmüyor bir amca ya da teyzeye mecburen veriyorum yerimi. Ne yapayım yani, uyumuş taklidi mi yapayım? Kültür mü demiştin? Hangi kültür? Türkiye de mi? Yer yok yer. En iyisi diğer dolmuşu bekle sen.

barış-kartal
– Şehrin sokaklarında sizi çeken detaylar var mı?

Evet var ama beni çeken detaylardan çok, dikkatimi çekenlerden bahsetmem gerekir. Mesela köşe başları ve özellikle köşe başlarını tutan tipler çok dikkatimi çeker. Hiçbir fırsatı kaçırmaz bu tipler. Şehrin tüm imkânları bu tiplere akar gider. Otursan konuşsan zaman ayırdığına pişman olursun. Öylede ziyan tiplerdir ama nasılsa gelir dikilir yaşadığın sokağın köşe başına!


– Yaşadığınız şehrin sizin sanat yaşamınıza katkıları nelerdir?

Benim şehrimin, Adana’mın insanı içtendir, ateşlidir, hırslıdır. En riyakârı bile içtendir. En azından bu ikiyüzlülüğünde içtendir. Bir kadın onun bu içten ikiyüzlülüğüne âşık olabilir. O derece yani. Taşını toprağını ne yapayım ben. O şehri şahsiyet yapan, içinde yaşayan insanıdır. Dünyanın en samimi adamı benim Adana m da yaşar. Ama özellikle de çiftçidir has Adana’lı olan. Bilim kurgu yazarı olarak adananın çiftçisi sanat yaşamıma ne katıyor diye soracak olursanız tek kelime cevap yeterlidir diye düşünüyorum; samimiyet.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER