Sonia Moore ve Ben

0
29

Tiyatrodan içeri girdik, herkes oradaydı.
Sonia, Rus tiyatrosundan bahsetti.
Ben de Türk tiyatrosundan.
Gala gibiydi adeta, oyuncular masaların başında kümelenmiş hem tanıdıktı bazıları hem de değildi, takındıkları halleriyle bambaşka bir hava vardı içeride. İnsanlar sohbetlerini hatta gülüşlerini bile sessiz bir ölçüde yapmaktaydı. Tüm aktrisler pek bir özenli giyinmişlerdi. Aktörler de aynı özeni göstermişti elbiselerine. Aktrisler birer hanımefendi, aktörler de tam bir beyefendi gibiydiler. Sadece üstleri başları değildi, onların hareketleri de öyle nazik, öyle kibar, öyle inceydi ki.

“Bugün unuttuğum önemli bir şey mi vardı acaba” diye düşündüm. Ne bir kötü söz uçuşuyordu havada, ne de basit sohbetler ilişiyordu kulağıma. Birbirlerine sevgiyle bakan insanlar görüyordum. Ayşe ile Fatma yan yana oturmuş birbirlerine övgüler yağdırıyordu. Ali ile Mehmet de öyle birbirlerine methiyelerle konuşuyorlardı. Öyle sıcak, öyle samimi ve içtendiler ki biran kala kaldım yanlarında. Daha dün kavgalıydılar yahu! Bir rol için birbirlerini eleştirip durmuyorlardı artık? Onları bu kadar ne değiştiren neydi?

Başka birilerinin olduğu masanın yanına gittim, herkes pozitif bir dünya içinde birbirini saygıyla bakıyordu. “Allah’ım bu bir rüyamı?” Bir oyuncuyla sarılıp şöyle diyor “O isimsiz oyuncu ne kadar yetenekli değil mi? Onunla meslektaş olduğumuz için ne kadar övünsek az” demez mi? Yanlarından ayrıldım, biraz ilerledim sanki kimse beni görmüyordu, hararetli sanat sohbetlerinde pür dikkat birbirini dinleyen kümeler oluşmuştu salonda. Kimileri Türk tiyatrosunu yeniden şekillendirmekten bahsediyor, ama bunu yaparken geleneksel Türk tiyatrosuna olan borcumuzu unutmamak gerekliliğini anlatıyor, mirasın devamı olarak yenilikçi olmamızdan söz ediyorlardı. Kimilerine göre daha evrensel ortak bir dil bulmamız şarttı. Ülkemizin değerli oyuncuları dünya starları ile eş değerdir, bunu bütün dünyaya gösterecek bir proje hazırlamalı, itina ile çalışmalıyız diyordu. Kendi kültürümüzle bezeli ‘evrensel tiyatro dilini’ tanıtmayı konuşuyorlardı.

Kimi tecrübeli oyuncuların etrafını sarmıştı gençler ve başka köşede kimi gençler de tiyatro kitaplarının adlarını öğreniyordu. Usta oyunculardan biri genç oyuncuya nasihatlerde bulunuyor ve aktrisler de onu can kulağıyla dinliyor hatta içlerinden bir iki tanesi ellerinde kağıt kalem not alıyordu. Ne muhteşem bir manzara, tam Muhsin Ertuğrul’un istediği bir tiyatro hayaliydi bu tablo. Coşkuyla ‘Herkese merhaba!’ dedim. Bütün kafalar aynı anda bana dönüp, aynı yönü işaret ederek birisi ‘Şiiiişşşt‘ dedi. Baktım işaret ettikleri yerde bir askılık duruyor, askılığın üstünde de şapka ve palto asılıydı. Yanındaki odanın kapısı açıldı birden bire. “Ne oluyor?” demeye kalmadan odadan takım elbiseli biri çıka geldi : Muhsin Bey!
Göz göze geldik bana baktı ve gülümsedi, gerçek olabilir mi bu bakış, bu gülüş? Ertuğrul Muhsin usta ile oturup şu sanatı en baştan, yeniden kurabilsek diye içimden sessiz bir soru sordum kendime! Muhsin bey bana “gel şu masada seninle şu sanatı 1914 den bu güne kadar tiyatroyu bir konuşalım” dedi. Aktör, Aktris, Yönetmen kitaplarımı okumuş, “hepsi güzel kitaplar içinde anılar var, sanat var ben varım, teşekkür ederim” dedi.

O sırada bir ses duydum
-Oyunun başlamasına beş dakika var..

Perde arası molada uyuya kalmış bir oyuncunun rüyasıydı bu! Uyandım. Ne var ki hakikaten bu bir rüyaydı. Büyük usta Muhsin Ertuğrul bu yazıyı okusaydı çok sevinirdi. Çünkü daima sanatta Muhsin Bey’in felsefesini benimsedim, onunla sanata bakışımız, sanata olan sevgimiz, samimiyetimiz çok benziyor. Muhsin Bey’deki azim ise maalesef hiç birimizde yok, o konuda ustamız hepimiz için örnek bir insan. Çünkü Muhsin bey bilgeler bilgesi, kurucu, duayen. Kelimeler yetmiyor ki! Kısacası “Türk Tiyatrosu demek Muhsin Ertuğrul” demektir.
Sonia Moore Rusya’da şanslı biriydi, niye mi ?
Stanislavski’nin öğrencisiydi. Amerika’da ustasının ismini dünyaya duyurmaya çalıştı. Ben Muhsin Ertuğrul’un öğrencisi olma şansını bulamasamda aynı amaçla kendimi onun öğrencisi sayıyorum. Sonia Moore ustası Stanislavski‘yi anlatırken, bende genç kuşak tiyatrocuların eğitimine katkı sunmak amacıyla Muhsin ustamızı kitaplarımda anlattım.

Hamdi GÜLTEKİN

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER